11 Aralık 2013 Çarşamba

Romantizm Rüzgarları


Aslında yola, şöyle hayata dair yürek burkan detaylarla bezeli, okuyanların ciğerine oturacak, gözlerde yaşlar tomurcuklandıracak bir yazı yazmak üzere çıkmıştım lakin vardığım noktada yine denyoluk, yine kendi yazdığını okurken "ISI ISI" diye gülmeler var. Denyo olarak dünyaya gelmeyi ben istemedim, niye böyle oldu, ipin ucunu nerede kaçırdık onu da tam bilmiyorum lakin 19-20 yaş gibi bu illete tutuldum, sık görülen bir şey olabilir. Çocuk çoluğunuza, eşinize dostunuza bu konuyla ilgili bilgi verin. Denyolar da insan. 



Romantizme adanmış ömürleri düşündüğümde, her sabah beraber otobüse bindiğim ve karşılıklı oturduğum kel amca geliyor aklıma. Yolculuğumuzun ilk yirmi dakikasında, önce posta gazetesini özenle satır satır okuyor, ardından katladığı bir dosya kağıdına el yazısıyla şiirler yazıyor, şiirlerini yazarken arada camdan bakıyor, benim gördüğüm çeşitli taşıtların içine sıkıntıyla oturmuş işe yetişmeye çalışan zavallı insanlar; amca başka bir şeyler görüyor olmalı ki bir of çekerek yana yatık yazısıyla başlıyor satırları sıraya dizmeye. Gözüme çarpan kelimelerden bazıları, "hayat, rüzgar,delilik,aşk sarhoşluğu". Otobüste yanağı cama yapışmış insanlara bakarak "aşk sarhoşluğu" falan yazabilmek için cidden ya manyak olmak lazım, ya da Arthur Rimbaud olmak. Amcayı iyice inceledim, Rimbaud olma ihtimali zayıf. Manyak olma ihtimalinin üzerine, yaşına hürmetten çok gitmedim.  Neyse, amcam şiirlerini bir güzel yazdıktan sonra, sıcak sıcak yayılıp ağzını da kocaman açarak uyuyor. Bazen horluyor. 

Benim, tuvalete girip klozet üzerinde otururken romantik tivit attığını bildiğim tanıdıklarım var. 

Bu kanayan yaraya parmak sokup iyice kanırtmak istedim dostlarım. Yapmış olmak için yapılan her şeyin en rezili romantizmdir, çünkü o maksat öyle belli oluyor ki, yapılan eylemi çevirip yapanın ağzına sokuyor. Sevgilisinin Facebook profiline haftada üç kez duygusal şarkı yollayan adamların dramından söz ediyorum kardeşlerim, kızın kapak fotosunu süsleyen mavi gözlü bebeğe yorum yapma zorunluluğundan bahsediyorum burada ben. Sevgililer gününde elde tek kırmızı gül ile gezme ritüelinden dem vuruyorum. Başımı taşlara çalacağım. Sizin derdiniz her allahın günü beni geriyor. Geçen gün taymraynda gezerken kalp krizi geçirecektim. Yıldönümü için stüdyoda fotoğraf çektiren çift gördüm. Arkadan ayna efektliydi fotoğraf, yani belli bir açıdan dikkatle bakınca çiftimiz çoğalarak sonsuzluğa varıyordu. Fotoğrafçı işini iyi yapmıştı, fotoşop ancak bu kadar yerinde, bu kadar profesyonelce kullanılabilirdi. 




Romantizmden sözü açmışken, nargileli kafedeki çılgın aşıklara değinmeden geçemeyeceğim. Çooook uzun zamandır rastlamıyordum, hayat inanın daha güzeldi. Kuşlar muşlar ötüyordu. Görünce ben bunları yine bir kaç dakika geçici körlük yaşadım. Ömrümden ömür çalındı. Saçımda beyaz tel buldum eve döndüğümde. Demir tahtta oturur gibi oturmuşlar böyle, sanırsın önlerinde tarlası yanmış köylüler sıraya geçmiş, yardım dileniyor. Hanım kızımız dünyanın en maço, en harika erkeğini kapmış olmanın haklı gururuyla, gelip geçen her kadına sinsi sinsi bakarken, erkeklerin en harikası da gömlek yakasını göbeğine dek açmış, kafasının üstündeki duman bulutunu şişmanlatıyordu. Nargilenin marpucu ortada, aşklarının meyvesi edasıyla salınırken, erkeyimiz kızı sertçe kendine doğru çekti, "SEN GADINSIN,YERİNİ BİLECEKSİN" anlamında yapılan bu hareket öyle romantikti ki, oracıkta yerlere kapanıp secde ederek romantizmden uzak geçmiş senelerime lanet etmek istedim. 


Bana kalsa bu tip insanlar sevgilileriyle hiç geyik yapamıyordur. Sürekli "helalim bugün nasılsın?, iyiyim alınyazım sen naptın?" şeklinde gelişen bir giriş bölümünün akabinde,  birbirlerini nasıl ÖLESİYE sevdiklerini, bebeklerinin mavi gözlerini falan konuşuyorlardır gibi geliyor. Oysa ki insan sevgilisi, el ense çekilebilen, yeri gelince "naber lan eşoleşeğin çocuğu?" denilebilmesi gereken bir canlı türü olmalı. Ya da tamamen denyoluğun verdiği gevşek karakter özelliklerim bana bunları yazdırıyor bilemiyorum, pişman olup hepsini silmem an meselesi. Ben sevgilimin kafasını tokatlamak isterim mesela, ne bileyim yürürken arkadan kıçına tekme atmak isterim. Bu insanlar bu arzuları barındırmıyor mu yüreklerinde diye düşünürken geceleri ter içinde kalıyorum, uykularım kaçıyor. 


Bir kız tanıyorum, sevgilisine beş dk geç yanıt verdiği zaman adamı o beş dakika boyunca tuvalette olduğuna ikna edemiyor.

 Hepinizin şurada ağzını burnunu kırarım. Romantizm böyle bir şey değil. Cemal Süreya o paylaştığınız şiirleri, "DUR HELE BİR ŞİYİR YAZAYIM DA, KIZIN AKLINI ALAYIM" düşüncesiyle yazmamıştır, sanmıyorum. İçinizden gelmedikçe yapmayın işte, sonra bir takım denyolar yazı mazı yazıp alay ediyor. Hiç mi kalbinizi kıramıyorum ya? 

Yapmış olmak için yapılan her şeyin en kepazesi, yapmacık romantizm. (Yazı burada ciddileşiyor) (Aa, ciddileştiği gibi bitti lan.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder