7 Temmuz 2013 Pazar

Aşklarını Anlat Anne


Kafa bu ara geçmişte çalışıyor, kendimi oturup uzun uzun yedi yaşımı düşünürken yakalıyorum. Legolarla gemi yapmıştık babamla beraber, sonra halamın projesi olan bir mimari maket vardı ben onunla kırılıp elimde kalana kadar oynamıştım. İnsan hafızası çok acayip bir şey, şimdi "yarın sınav var" deyip elime bir sayfa kağıt tutuştursanız ben oradaki on cümleyi ezberleyip de iyi not alamam. 49 ile kalırım, ama 5 yaşımdan itibaren her detayı hatırlıyorum, dönemin popüler şarkıları, en çok izlenen diziler, anneannemin takma dişlerini koyduğu kap, efendime söyleyeyim kalbura bastı tatlısının üzerindeki yuvarlak çıkıntılardan tiksindiğim için yiyemeyişim. Tabii ki hatırlamam için detayın gereksiz olması şart. Gerekli şeyleri yine hatırlamıyorum. Çok lazım olan şeyler yine yok. Kaç sene matematik öğrettiler bana, hani nerede? 27 artı 45? YOK? NEREDE? O dataları silip, yerine vakitlice Serdar Ortaç'ın yaza damgasını vuran parçalarını ezberlediğim için kafa o konuda rahat. Matematik bilgisiyle kendini hiç yormuyor,niye mi? SEBEBİNİ SENLE GECE GEZENLERE AÇ BİR SOR.




Neyse, konudan saptığımı fark edip toparlamaya çalıştıkça konudan daha çok sapıyorum. Direkt gireyim siz de rahat edin ben de rahat edeyim.
İlk aşkım Cenk Torun'du. Bunu o an fark etmemiştim, şimdi üzerinden 16 sene geçmişken fark ediyorum. Cenk Torun, Çılgın Bediş'teki Oktay bu arada. GÖRSELLERLE YAZIYI DESTEKLEYELİM,




işte sırrımız: inci diş, çok saç.
İşte bu arkadaş, tıpkı Serdar Ortaç'ın her yaza damga vurması gibi, 7 yaşıma damgasını vurmuştu. O salak Bediş'e katlanıyordum falan bunu görücem diye. İnci dişli ve çok saçlı bir adamdı kendisi. Dizginlenemez kabarık ve Amelie modeli kesimli saçlarıyla göz dolduruyordu, çok havalıydı. "Delikanlım" klibinde Yıldız Tilbe'nin gülleri sonsuz kere kendisinin yoluna açılınca, ben de ilk travmamı geçirmiştim oracıkta. 




http://www.youtube.com/watch?v=iVXNE1EXE-s  (Söz konusu klip, geçirebileceğiniz geçici körlükten, psikozlardan ve bunalımdan yazar sorumlu değildir.)



Akabinde Ebru Gündeş'in FIRTINALAR parçasıyla müzik listelerinde yakaladığı ani çıkış beni bu aşk acısından çekti aldı. Klipte oynayan Berke Hürcan'a kafayı taktım.





Örgülü uzun saçları biraz garipsemiştim, e o dönem de bu klip dışında kendisine TELEVOLE'de falan denk gelmeyince aşkım çabuk söndü. Kendisi sonradan dünyanın en seksi erkeği seçilmiş, yani anlayacağınız yedi yaşındayken bile erkeğin hasından anlıyor, kalitemden ödün vermiyormuşum.



Aralarda biraz boş kaldım. Tarkan'a falan sardım ama nedense çok bi fırtına estiremedi yüreğimde, sonra TİTANİK filmi çıktı, gittik izledik. Çıkışta, biraz çopur bir oğlan olduğunu düşünsem de, Leonardo Di Caprio'ya kafayı takmıştım. İsmi de çok havalıydı. Biraz sarıydı ama olsun, idare edebilirdim. Alttan alabilirdim. Kendimce anlayış gösterebilirdim. (yaş 8)

Leonardo da gözümden bir şekilde düşünce, o ara dönem aşka tövbe ettim. Legolarıma sarıldım, Barbie bebeklerim ve ben çok mutluyduk, hayatımızda aşka yer yoktu. Taa ki, hiç hatırlamadığım bir tesadüfle YÜZÜKLERİN EFENDİSİ filmini sevgili babacığım başıma sarana dek. AHANDA ORADAYDI. Hayatımın erkeğisi. Sarı lepiska gibi saçları vardı. Nasıl da çevikti aman allahım bu kadar da zarif olunur muydu. Kız suratlının daniskasıydı.
Aşık oldum. 12 yaşındayken bu aşk uğruna bir sınıf arkadaşımı dövdüm. Sıramın altında unuttuğum Orlando Bloom posterime kaş bıyık çizmişti, ben de kendisinin kaşını patlattım sonra da küstüm. Hala hak ettiğine inanıyorum.



Söz konusu dayağa sebep veren poster.



kim üzdü seni bebişim?


Orlando ile dolu dizgin aşkımı yaşarken arada göz çapkınlıklarım olmadı değil, çok pişmanım ama oldu ne yalan söyliyim. Bir ara Blue'daki sarı çıyan LEE'yi beğenir gibi olsam da, 13 yaşımdayken aniden efendi adam beğenmeye başladım. Efendi adam beğenme durumum, Akademi Türkiye'deki Tolga Futacı ile başlar, günümüzde Ali İhsan Varol'a kadar uzanır (Kelime oyunu'nun sunucusu)


Akademi Türkiye Tolga'dan nefis bir detone performans.



Yaş büyüdükçe nedendir bilmem, kız suratlı adam beğenmekten hızla vazgeçtim. Yüzüklerin Efendisi'ni tekrar izlediğimde Legolas'a aşık olan Türkü'ye küfredip, gözleri tamamen Aragorn'a odakladım. "Sakalsız adam mı olur, bence olmaz." gibisinden ileri görüşlü söylevlerimle ortamlarda tepkiler çektim. "Jean Reno hoş adam ya, ne bileyim sesli düşünüyorum." diyerek küfür yedim. Suratıma tükürdüler.


Haklı mücadelemden vazgeçmiş değilim. Jean Reno hoş adam.