22 Nisan 2013 Pazartesi

CANIM SAÇMALAMA LÜTFEN



-Burçin canım saçmalama lütfen, ne diyorsun anlamıyorum bile.

-Anlayan yerlerine atlayayım Muhittin. Kimdi o geçen gün yanında gördükleri kadın diyorum sana? Hani sarışın, gri döpiyesli.


-Dö mü piyesli? Döpiyes nedir onu bile bilmiyorum Burçin.Sen gelmiş bana ne soruyorsun, saçmalıyorsun hayatım. Bilmediğim şeyle benim ne işim olur?


-Yok mu canım işte iki parça böyle, etek ceket ya da pantolon ceket takım olur kadınlar giyer, böyle belden kruvazeli... LAN. Kadın kimdi diyorum Muhittin? Kadın nedir biliyor musun?


-Sayende unutur gibi oldum ama çok şükür doğuştan gelen sezgilerim var, onlar sayesinde anlıyorum hangisi kadın hangisi erkek.

-Yemin ediyorum seni bugün öldürmezsem daha öldürmem. İçimdeki katille konuşuyorsun şu an o yüzden haddini bil Muhittin. 36 Yaşında ansızın, çevrenin saygı göstermeyeceği bir şekilde evinde ölü bulunma.

-Yemeğime ilaç katacaksan hiç kalkışma, geçen gün son kullanma tarihi geçmiş ağrı kesici yuttum da bana mısın demedi, akşam biraz geğirdim başka da bir şey olmadı. Beni zehirleyerek öldüremezsin Burçin.

-Zaten dilim dilim kesip, sağa sola serpiştirecektim seni. İslami usullere göre olsun diye 6 kişi daha bulmakla uğraşamam, ama olur o kadar. Kelleni de Türk hava kurumuna bağışlayacağım. 

-O ufacık sevap işlemeyi planladığın büyük günahı örtmez. Günahının ayakları açıkta kalır .Zebaniler o ayakları kızgın yağlarda yakar Burçin. Çok ayıp.

-Ay o pabuç kadar dilin ensenden çekilsin Muhittin. Nereden evlendim kadın gibi carcarcar konuşan erkekle?

-Sevgiliyken öyle demiyordun ama, "ay muhişkoo ne güzel saatlerce konuşuyoruz hiç sıkılmıyorum" diyordun gözlerini devire devire.

-Ay devirdiğim gözlerim üzerine yıkılsaydı da altında kalıp canın bir tarafından çıkarak oracıkta nalları dikseydin keşke. Kimdi diyorum o kadın, hala yanıt vermedin?

-Bedduanın kuyruklusunu ettin demin bana. Bak yarın yollarda başıma bir iş gelirse, evimin ekmek teminatı için çırpınırken ölüverirsem senin yüzünden, evinin direğini sen devirdin. Herkes de bunu böylece bilsin. Allah katında sensin sorumlusu.

-Ne tatlı canın varmış aklın gitti bedduayı yeyince. Korkma kötüye bir şey olmaz. Sen daha bir asır yaşarsın, ışınlanmayı falan görürsün. Evden kahveye kahveden eve ışınlanırsın Muhittin.

-Azıcık tatlı dilli bir kadın olsan da beraber ışınlansak ha Burçin? Ne bu acı acı laflar. Kalbimi kırıyorsun.

-Muhittin, başlatma kalbine lütfen. Lafı nasıl dolandırsan da unutturamazsın, kimdi o kadın diye son kez soruyorum.

-AAA KOŞ KIZ KOŞ BAK, Müjgan'ın eltisine bak ne giymiş.

-Hani be nerde, ne giymiş, aa döpiyese bak. Ne çirkin kız, kendi mi dikmiş ne yapmış.
Renge bak fare grisi. DÖPİYES. MUHİTTİN.

-Canım saçmalama lütfen, hiç o renk fare olur mu.
                                         ***

-Bak Burçin, n'olur eve dön diyorum hayatım. Geceler çok soğuk, sessiz ve karanlık. Yok öyle bir kadın, olmayan şey için evi terk ettin.

-Dönmiycem Muhittin. Yalan söylüyorsun sen.Kandırıyorsun beni. İstemiyorum seni artık.

-Burçin bak yalvarıyorum dön, yokluğunda üşüyorum diyorum.

-Yorganı mı bulamadın hayvan herif?

-HE YA, aramışken söylesene onun da yerini, bak ne güzel akıl ettin, akıllı karıcım benim. CANIM.

15 Nisan 2013 Pazartesi

İstanbul'da Sular Akmıyor

"Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul... Sonra arkamdan biri itekledi, sendeledim. Adımımı düzelteyim derken ayağım altı boş kaldırım taşına denk geldi, hoop bileğimi burktum. Daha fazla tutunamadım, boş patates çuvalı gibi düştüm, kafamı neredeyse kafam hizasındaki asfalta çarptım. Kimse elimden tutmadı, kendi kendime acile kadar yürüdüm. Doktor başına kaç hasta düşüyor bilemiyorum, stadyum gibi kalabalık. Hala sıra bekliyorum."

Sevgiler, Muhittin.


İstanbul için "Dünyanın en güzel şehirleri arasındadır" diyorlar. Benim için bu genellemeyi kabul etmek şu an biraz zor, zira bu çok övülen şehrimizi kafamda kıyasladığım yerler, Çanakkale, Balıkesir, Muğla falan. Gidip de bir New York City görmüşlüğüm olmadığı için, size burada lümpenlik yapamayacağım, şimdiden özürlerimi kabul edin. Ben, İstanbul'u sevmek zorunda olanlardanım. Keyif için sevenlerden değil, ve bu sevmek zorunda olanlar grubu, şehrin çilesini en çok çekenlerdir. Övünmek gibi olmasın, çok karakışlar gördük biz yine pes etmedik. Yeri geldi nazlı yarin gül cemalini göreceğiz diye 3 saat metrobüste koltukaltı kokladık, yeri geldi yerde bir karış kar varken sınava yetişeceğiz diye otobanda çılgın attık.

Bir kere, burası çok kalabalık kardeşim. Bir arkadaşa bakıp çıkacaktım falan, artık almıyoruz, gelmeyin. Taşı toprağı altın falan da değil ayrıca, taş toprak kalmadı zaten her yere apartman diktiler. Mezarlık yapacak yer kalmamış duyduğuma göre. Gelmeyin. Bir daha uyarmayacağım. Gelip de iki ay sonra trafik mrafik diye ağız burun bükerseniz sizi bulur, tuvalet terliğiyle döverim çünkü. Muhtemelen şu an İstanbul dışında bir yerlerden yarışmamıza katılıyorsanız, oralar çok cennet vatanlardır. Oralara sahip çıkın. Değerlenecekmiş diye duydum.

Sonracığıma, İstanbul'da sorsan herkes işsiz, kimsede beş kuruş yok ama herkesin arabası var. Ne sihirdir ne keramet anlayabilmiş değilim, millet ev ararken çift araçlık park yeri soruyor. Yirmi sene sonra, meydanlarda tek ayak üzerinde sıraya geçip yaşamak zorunda kalıcaz, o arabalar da otobanda sıkışacak hiçbir yere ilerlemeyecek. Düşünün ki gidecek bir yer kalmamış. GELMEYİN.
Ne diyordum? En son siz gelmiyordunuz. Aferin. Metrobüs diye bir şey yaptılar. Şimdi bence güzel bir şey. Anadolu yakasını, Amerika kıtası gibi imkansız bir yer olmaktan kurtardı. Sevenler kavuştu, küsler metrobüsteki samimi ortam sayesinde barıştı, yeni arkadaşlıklar ve dostluklar, eline kadın eli değmemişler için müthiş taciz imkanları. Saymakla bitmiyor yani kısacası, öyle güzel bir şey.

Köprü var, altında deniz. İşte o güzel, ama uzaktan. Kıyısına gideyim, denize alıcı gözle bakayım dersen, çok da mümkün değil. Millet kıyıda üst üste oturuyor. Bir çay bahçesine girip oturunca, bulaşık suyunu on liraya satıp, kalk da git diye gözünün içine bakıyorlar, katil olmaya en çok bu şehirde yaklaşırsınız. Yani istemeden, yoksa istidadınız varsa, insan her yerde katil olabilir.

Çok fazla insan var, anlatırken bulanıyorum göğsüm daralıyor sinirlerim bozuluyor. Bu kadar insanın bir de evi barkı var düşünün. Şehir iki yandan Tekirdağ ile Kocaeli'yi zorluyor. Şehir merkezinin dışında mülteci kampı gibi, çok pahalıya havuzlu lakin bir helikopter sahibi değilseniz işinize gücünüze gitme şansınızın olmadığı siteler yapıyorlar, adına da MEGAKENT diyorlar falan. Bir rüya alemindeler. Neneniz ölse gömecek yeriniz yok, adamlar MEGAKENT peşindeler. Gidip MEGAKENT'in mimarının evinin bahçesine gömün nenenizi, belki hortlar da biz de bu eziyetlerden kurtuluruz.

Sonra bizim alt yapımız da yok. Çok kötü durumdayız. Elektrik gider, dereler taşar. Burada otobanda arabasının içinde insanlar boğuldu. GELMEYİN.

Aslında var olanların da bir kısmı sıkılıp gitse çok iyi olacak. Sürekli emekli olunca küçük bir şehre yerleşip tavuk almayı düşünen amca ve teyzeler bu planlarını lafta bırakmasa, şehrin keşmekeşinden bunalan lümpenlerimiz roman yazmak için dağ evlerine falan çekilse.

Bütün dünya buna inansa, bir inansa.

"İstanbul çok kötü, sakın buraya gelmeyin" mesajını iyice anladıysak, yazıma burada son veriyorum. Gittiğiniz zaman bir çağrı atın bana, Ortaköy'e gidip demli bir çay içeyim.