19 Şubat 2013 Salı

Bir Ara Mutlaka Yapalım



Hakkımda o kadar konuşuluyor ki, bazen var olduğum için kendimi kınıyorum.




Laf olsun diye belli ortamlarda, belli kişilerle muhabbeti edilen ama asla yapılmayan şeyler vardır. Mesela rakı balık, çok sözü ediliyorsa asla o rakı o bardağa dökülmez, o balık o tavaya girmez. Hadi oldu diyelim - ki olacağı yoktur- konuşurken ballandıra ballandıra söz edilen o tatlı sohbet bir türlü kurulmaz, masadaki herkes hızlı hızlı balığını, kavununu tıkınır sonra rakısını içer zıbarıp yatar.


Seneler önce samimi olup da on sene sonra kaza eseri taksimde karşılaştığınız eski arkadaşa hepiniz, "Bir ara görüşüp bir kahve içelim" dersiniz, ya da o size der, cevap yüzde 99.9 "Tabii ya, araşırız." olacaktır.  Akabinde, telefon numaraları rehberlerde kayıtlı mı değil mi diye dahi sorgulanmadan, " Çok acelem var da, kız arkadaşım bekliyor." cümlesi eşliğinde bir hışım iki yanak hizasından hava akımı öpülerek, ayrılınır. Bu işin raconu  budur çünkü. Bir daha denk gelmemeyi umarak adımlarınızı hızlandırırsınız, belli olmaz dünya çok küçük.


3-4 kişilik şirin bir arkadaş grubunuz var, yaklaşık 5 senedir kahve içerek geyik yapıyorsunuz. Geyik bir yere gelip tıkandı mı? Önerimiz; "BU YAZ BİR KARADENİZ TURU MU YAPSAK?" deyin. Korkmayın, yapacağınızdan değil, maksat derin ve manidar sessizlikler arkadaşlığınızın sebebi olmasın. Muhabbet dönsün. Canlar mutlu olsun. Konu, "Esas o kebabı Artvin'de yiyeceksin"den girer, "Bartın'ın koyları çok güzel abi" den çıkar, belki de çıkmaz. Saatler sürecek bu sohbet, arkadaşlığınıza aniden gelen suskunluk illetine güzel bir çözüm olacaktır. Emin olduğum tek şey de, gün bitip herkes evlere dağıldıktan sonra hiç kimse, "HADİ OĞLUM HANİ KARADENİZ TURU?" demeyecektir. Güvenle kullanabilirsiniz.






Mavi ve yeşilin buluştuğu noktaya gidelim dostlar!


Bir diğer neşeli geyiğimiz ise, "Biraz tiyatroya, müzeye gidelim ya, yemin ediyorum kuruduk!" cümlesiyle girilen geyiktir ki, bu cidden bir yerde milli ayıbımız. Müzekart alıp padişahlarımızın lazımlıklarını, şehzadelerimizin iç donlarını görmeye gitmek yerine AVM'lere doluşup kumpir yememiz affedilemez bir ayıp. Bu geyik her sene, aklınızda çakan bir şimşeğin ardından insanların kendi kendine de yapabileceği bir geyiktir. İlla ikili diyalog olması gerekmez. "Patates gibi yaşıyorum, her ay tiyatroya gidicem bundan sonra!" diye alınan kararlar, o sene iki kez tiyatroya gitmek ile sonuçlanır ki, bu da iyi bir şey. Tiyatroya gidelim. Canım tiyatro. Sonuçta insanları kendimize güldürmeden ayakta entel alkışı yapabildiğimiz tek yer orası.

Bu saydıklarımın hepsini siz yine yapın, yapamasanız da yapıcaz, edecez diye konuşun, eğleşin. Zevkli oluyor.

Şimdi gitmem lazım, bir ara mutlaka görüşelim.


12 Şubat 2013 Salı

Çok Yoğun Duygularım Var


Bizim neslin en büyük hatası her duygusunu dibine kadar abartmak oldu. Bir süredir neden insanların azımsanamayacak kadar büyük bir kısmından tiksindiğimi düşünürken, bu sonuca vardım. Herkes bir "BEN FARKLIYIM" imajı yaratma çabalarında. Çay içmek bile önemsenir olmuş. Çay ulan. Doğduğum günden beri her allahın günü evde demlik demlik tüketilen, dışarıda bir yerde sipariş edilebilecek en ucuz içecek. ÇAY. Bardağı 1 liraya satılan yerler biliyorum. Geçmişsin bilgisayarın başına, "KENDİMİ BİR FİNCAN SICAK ÇAYLA ÖDÜLLENDİRDİM" yazıyorsun. Kahve zaten milli meselemiz. Kahve içmeyi alışkanlık haline getirmiş insan kendini direkt diğerlerinden daha kültürlü falan sanmaya başlıyor. "BİR KAHVE İÇMEDEN ASLA KENDİME GELEMEM." geyikleri havada fır dönerken, 3 liraya nescafe satan mekanlarda "BU KAHVE LATTE DEĞİL; ÇÜNKÜ BEN BARİSTAYDIM. LATTE OLSA LATTE DERİM, LATTE KAHVEYİ HER YERDE TANIRIM." diye bağıran ince sesli, sevimsiz kadınlar, yevmiye peşindeki zavallı garsonları azarlıyor.







Bunları bileceksin. Yoksa seni aşağılarız.


Makarna pişirip karnını doyuracak yetenekten yoksun olup, avokadolu soslardan, az pişmiş bifteklere varan geniş bir konu çerçevesinde atıp tutmak da günümüz insanı olmanın şartından. Bir restoranda, "Bu biftek çok pişmiş, ben kanlı istiyordum." diyerek geri göndermeden entelektüel olunmuyor. Entelektüel olduğunuzu iddia ediyorsanız bunu bir ara mutlaka yapmalısınız. Yapmadığınızı farkederlerse tepenize binerler.




Çağın diğer bir sendromu da, " Yalnız kendisinin annesi var zannetme "  durumu ki, İsviçreli bilim adamlarına göre %99.9 oranında hatalı bir düşünce. Pek çoğumuzun annesi var. Pek çoğumuz annemizi seviyoruz ve yine pek çok annenin hakkı ödenmez. Peki niye çığırtkanlık yapıyorsun güzel kardeşim? Bir senin mi anan ana, bizimki soba borusu mu? Orada burada "ANNEEEMM ANNEEEEEEEM ANACIĞĞĞĞIIIM" diye böğüren bu çağa koşar adım ayak uydurmuş arkadaşların, normal ev yaşantılarında da annelerine bir bardak su vermeyip , "KALK KAHVALTI HAZIRLA BENİ ÖYLE KALDIR" modunda takıldıkları da, gözlerden kaçmayan ve yürek dağlayan bir gerçektir.






Çevreyi en çok rahatsız eden sendromumuzda şimdi sıra, "Sadece kendini aşık sanma" bozukluğu olarak kısaca açıklık getirebileceğimiz bu duruma detaylıca bakacak olursak ortaya, sadece kendi aşkını büyük sanma, diğerlerinin sevgilisini meşe palamudu zannetme itkisi ve sosyal medyada kullandığı tüm fotoğraflarında iki kafa olan bir tür çift başlı yaratık çıkıyor ve bu fotoğrafların her birinin altında ayrı ayrı çok derin manalara gelen uzun cümleler oluyor, okuyanlarda mide bulantısı, baş dönmesi ve kendini kaybederek titreme nöbetleri görülebiliyor. Olabildiğince okumamaya gayret edin, ancak çok merak edenler için, ufak dozda bir kaç örnek vereceğim.

-DİKKAT!! YAZININ BUNDAN SONRAKİ BÖLÜMÜ, GASTRİT ÜLSERİ VE VERTİGOSU OLANLAR İÇİN SAKINCALI OLABİLİR, OLUŞABİLECEK RAHATSIZLIKLARLA İLGİLİ, YAZAR HİÇBİR SORUMLULUK KABUL ETMEMEKTEDİR!!-

-ACHTUNG ACHTUNG! DAS İS KLEİNE UNZİH MÜNİCH GLACHBACH MİTTWOCH!! UNSERE MUTTER İCH MİCH ZİCH!!-

"Yol sen olsan yorulmadan yürürüm, rüyam sen olsan hep uyurum, gecem sen olsan sabahı hiç istemem. Son nefesim sen olsan şimdi ölürüm."



"Sende değiştirmek istediğim tek şey soy adın."


"-Umarım benim oğlum da, senin kızını üzer. +Kardeşler arasında olur öyle şeyler."

Bu duruma düşmüş bir tanıdığınız, akrabanız ya da komşunuz falan varsa acilen bir psikiyatri kliniğine başvurmanızda fayda görüyorum.

(çok önemli not: ALMANCA BİLMİYORUM.)