30 Nisan 2012 Pazartesi

Cilveloy Nanayda

*Neredeyse bir buçuk haftadır karnım aç. Yoğurt,meyve, at yemine benzeyen müsli, süt ve salatayla beslenemiyorum. Yetmiyor. Hamur istiyorum. Hamura sarılmış et istiyorum. Mayoneze parmak banmak istiyorum, pastadan kalın kalın dilimler kesmek, ekmek arasına koyup yemek istiyorum. Gece rüyamda iskender kebap gördüm, sahile gittik beraber, sarılıp oturduk. Seyyar çaycıdan neskafe aldık. Tadı lağım gibiydi. Usulca bir öpücük aldım yanağından, salça sosu bulaştı. Ağlayarak uyandım sonra.


*İnsanlar sağlıklı yaşam diye neredeyse diyetisyen terliğini kaynatıp suyunu içecekler. "Ekinezyayı, maydonoz sapıyla kaynatıp götümüze sürersek, inanın selüliti bir haftada yok ediyor!"  "Bildiğimiz çimen suyunu süzdürüp süzdürüp için, verdiğiniz kiloları görünce çok şaşıracaksınız" ulan çimen kilo verdiren bir şey olsa, büyük baş hayvancılık gelişemezdi bu kadar. Sen hiç inek götü gördün mü yakından? İNEK GÖTÜ. ÇİMEN YİYOR HEP.




*Hayattaki en büyük korkularımdan biri, markette parmak ucumla patates seçerken sevmediğim biriyle karşılaşmak. Evet.


*Ünlü kadınların yanında da hep göt göt adamlar.


*Sevgilinin adını,soy adını hele hele vesikalık fotoğrafından suratını hayvan gibi kola,bacağa,göbeğe dövdürmek nedir allahsen ya? Ne ara bu kadar şaşırdınız? hayır güzel de olmuyor ki, tombul baldırda adam suratı.


*Evlilik danışmanlığı kadar da sikko bir şey duymadım ömrümde.Herkesinki bir sanki, herkesinki birbirine denk. Sen akıl verince hemen halloluyor sorunlar.Hemen el ele tutuşup dans etmeye başlıyor birbirinin kafasını sümsükleyen çiftler.Adamın dişindeki maydonoza kafayı takacak kadar adamdan tiksinmiş kadın, sen iki cümle kurunca bir anda gözleri ışıl ışıl parlayarak, adamı kapılarda kombinezonuyla karşılamaya başlayacak. Bi yürü git ya. Bİ YÜRÜ GİT.


*Siyah siyah dibi gelmiş sarı saç üzerine gerilim filmi çekmeyi planlıyorum. İlgilenenler haber etsin.


*Türk dizilerinde hamile olduğunu düşüp bayılarak anlayan kadınlardan gına geldi içime. Senaristlerin hiç bir boktan mı haberi yok ben anlamıyorum ki, aç bi gogılla aç bi meydan larusa bak. O belirtileri vermek için 2-3 ay geçmesi lazım.Ciğeri söküle döküle kusmalar, merdivenlerden uçmalar,fenalaşmalar. ULAN. Yemin ediyorum Fatma Girik gözlerini Kadir İnanır'a verdiğinde, izleyici ne olduğunu anlasın diye Kadir abimize mavi lens yakan senaristlerden daha gerizekalısınız, epey de dingilsiniz.


*Cicikuş cicikuş babacık. Bazı insanların -ekseriyetle bayanlar- burunları burun değil, adeta cennet papağanı gagası.


*Güneş batarken hani,gök yüzü turuncu-pembe oluyor ya, işte o çogzel bir şey.


*Kib. Öptm. Bye.

24 Nisan 2012 Salı

Zengin Koca Bulmanın Hayati Önemi

Sevilay konuşurken ağzı sola çekiyordu. Sevilay konuşurken onu tüm gücünüzle yumruklamak istiyordunuz. Sevilay konuşurken yaşayan her şeyin kanı çekiliyordu zira bir yerlerde üzerine basılmış bir civciv olduğunu düşündürüyordu insanlara, hani radyo dinlerken aniden çekim alanından çıkarsınız da cızırtıdan kulağınızın ağzına sıçılır, Sevilay o cızırtıydı dostlarım. Hayatın ortasındaki kocaman bir cızırtı.


Kendini allahın bir lütfu gibi görmesi bir yana, daima her şeyin en iyisine layık olduğu inancı, doğduğu günden beri bir an bile sarsılmamıştı. Elinde olsa sevgilisine, "Bugün benim için ne yaptın?" diye sorardı her gün bitiminde. Özgüveni Çin seddi gibiydi, hem de çok nahoş bir şekilde lüzumsuzdu da.


Bu huylarını baba evinde şımartılarak mı yoksa düz lisede debelenirken mi edinmişti? Onu bilmiyoruz


Tesadüfe bakın ki,Sevilay'ın hiçbir sevgilisi fakir olmayı geç, orta halli bile değildi. Rayban- Modeli söylenemeyecek kadar uzun cümlelerden oluşan pahalı araba ve deniz gören ev üçlüsü, başlıca kriteriydi Sevilay'ın. Taksiye dolmuşa ve otobüse binmemek için, canını dişine takmış, kolormatik camlı cipi olan adamları tek tek analiz ediyordu ortamdaki. Bir adam, masaya binlerce liraya aldığı cep telefonuyla beraber bir de araba anahtarı çarpmıyorsa, bir daha Sevilay'ın selamını bile alamıyordu.


Favori aktivitesi, saçlarını savurup çemçük ağzını büzerek, mekandaki herkese, parmağındaki susam tanesi büyüklüğündeki tek taşlı yüzüğünü göstermekti. Bu kadar para canlısı olmasına rağmen, girdiği her mekanda delice ucuz makyaj malzemeleri satan bir markayı övmesi de katlanılır gibi değildi doğrusu. Beş liraya ruj satan bir markadan söz ederken "kalite" kelimesini kaç kere kullanabilirsiniz ki? Cidden sinir bozucu.


Sevgilisi onu illa ki Bebek'te, Tarabya'da yemeğe çıkarmalı, brunchlara götürmeliydi. Kat Kat kartonpiyerli, şam şam ışıklı gece klüplerinde şişesi 250 liradan Fındık Vodka açtırmalıydı ki Sevilay'ın gönlü şen olsun. SEVİLDİĞİNİ HİSSETSİN.


Sevilay SEVİLDİĞİNİ HİSSETSİN diye bizler de elimizden geleni yapmalıyız. Sevgilisinden ayrılırsa -allah muhafaza- onu zengin ve göbeğe kadar düğmesi açık gömlek giymiş, bronz tenli ve üstü açık arabalı çocukların baba parasını çatır çutur yediği mekanlara fırlatmalıyız.


Ve unutmayalım ki, Sevilay allah'ın bir lütfudur, gözlerimizin nurudur.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Aşkım, Kilo mu Almışım Ben?

Kaldığım yerden devam ediyorum hemcinslerimden tiksinmeye.


9- "Tmm o zmn ayrllm"


Sanırım bunu en çok Türk kızları yapıyor. Tabii oturup böyle saçma bir konuda araştırma yapmadığımdan istatistik sunamayacağım ama, ortalama bir 6 aylık ilişkide Türk kızı, ortalama bir Muhittin'i yaklaşık 3 kez terk ediyor ve bu verdiğim rakam minimal yani. Bak karnımdan yukarı doğru bir sıcaklık yayılıyor, herhalde yine tansiyonum düştü. Katlanamaz bir hale geldim ama gözlemlemeden de duramıyorum. Kendi kendine eziyet bir nevi, neyse konu benim hassas sinirlerim değil, o yüzden devam edelim. Güzide kızımız, kendine her türlü materyalden ayrılmak için sebepler yaratabilir. O bu konuda bir kompedandır adeta. Canı aslında sahiden ayrılmak falan da istemez, sadece "ayrılalım" demek ve Muhittin'in etrafında nasıl pervane olduğunu görmek ister, çünkü daha sonra arkadaşlarına, Muhittin'in nasıl perperişan olduğunu, onunla barışmak için kapılarda süründüğünü, yemeden içmeden kesildiğini anlatmak ister deli gönlü. Esasen Muhittin de ayı gibi yemektedir yani, attığı bir kaç üç noktalı mesaj, telefondaki bir kaç iç çekişle bu işi halleder. Zira, Güzide bunu her ay yapmakta, yarım saat sonra yumuşayıp Muhi'ye "bir şans daha" vermektedir.


10-"Yalnız bu kahvee mocha değiiil."


Ne bekliyordun Güzide? Siktiriboktan bir öğrenci kahvesinde oturuyoruz. En fazla ne kadar mocha olabilir sipariş ettiğin kahve? Garsonun sinirleri sağlam allahtan, kahveni alıp bir tur attırıp geri getirecek kadar katlandı sana, ben olsam kafanı sokardım fincana. Zaten 3 lira verip, iki saat kuzişler ne yaptı, nefret ettiğin kız ne biçim de çirkin giyindi, kim kimi nerede aldattı bunları konuşacak, masa işgal edeceksin leğen götlü kankanla. Siz hariç herkes kaşar, biliyoruz ama, bu mocha ihtiyacı neden? Azıcık tevekküllü ol kızım. Bir milyar maaşla oradan oraya koşturan garson bir delirirse, seni elinden badici kuzişin bile alamaz ben sana diyeyim.


11-"Snn işin vr glba bn çkyrm"


Muhittin ile facebookta koyu bir muhabbet içindeydiniz ve o sana iki dakika kadar yanıt vermedi. Önce "üff" diyerek klavyenin tuşlarına vurdun, sonra biraz sabrettin ama neticede patladın. "SNN İŞN VR GLB BN ÇKYRM İİ GCLR" yazıp, çevrimdışı oldun. İşi yoktu, sadece kakası vardı Muhittinin ama sen, sevgilisinin sıçtığı gerçeğiyle yüzleşemeyecek kadar tatlı su balığı bir kız olduğun için, adam sana söz edemedi bu durumdan. HIZLICA SIÇAR DÖNERİM. diye düşündü ama yapamadı da, bünye bu. Dürüm yiyorsun başka, karnabahar yiyorsun başka reaksiyon veriyor. Organik bir şey sonuçta. Adamın kakasının gelmesi, 3 günlük tribe, 1 haftalık kırgınlığa sebep olmuş oldu. Muhittin ironik bir şekilde, sıçmaya gitti boku yedi ve geri döndü. 


12-"BENSİZ BİR YERE GİDEMEZSİN."


Erkekler tuvaletine peki? Güzide gözlerini devirerek arkadaşıyla konuşuyordu,
"Ben şahsen hoşlanmoyroom, Muhittin bensiz bir yere gidemaz. Yanee beni de gotürürsa olur ancaa, yoksa gidemaaz. Benı herkesle tanıştırabilır, öyle olursağ giderız berabar."
Arkadaşı da dudaklarını büzerek bu duruma hak verdi,
"Tabi aynen Güzi yaaa,nereya gidiyor yani nereya?"
Aynı muameleyi Muhittin'den gördüğünde, ağzının kayışı kopmuştu Güzi'nin, ayılar öküzler baskıcılar kırolar havalarda uçmuştu. Muhi, kıskanç bir dar görüşlü maço olarak belirmişti arkadaşlarıyla arasında. Arkadaşlarıyla baş başa olmaya,gezmeye, dedikodu etmeye hakkı yok muydu yani?
Arkadaşları da yine aynı baş sallama-dudak büzme hareketiyle Güzi'ye destek vermiş, haklı olduğunu düşünmüşlerdi.Sürekli kayıp duran straples elbisesini çeke çeke, elbette ki kankişleriyle dolaşacaktı, elbette ki yanından geçen çocuğun arkasından kıkır kıkır gülecekti. Ama Muhi YAPAMAZDI. GÜZİ'nin KURALLARINI elbet öğrenecekti. Zavallı Muhi, tahmin ettiğiniz üzere 5-6 adet saptan oluşan bir grupla beraber gidip PES oynamasının, nargile içmesinin falan neden milli felaket düzeyinde tepkiyle karşılandığına hiçbir zaman bir anlam veremedi.


13-Böyle Güzel miyim?


-Hayır Değilsin. Neden fotoğraf makinesiyle her göz göze gelişinde dudaklarını encük gibi öne uzatıyorsun ben de bunu anlayamıyorum. Muhittin kadar denyo değilim ama, ben de bunu anlayamıyorum.ANLAMIYORUM. Tutup çekip bükücem en son o dudaklarını, oturup rimellerini akıtmadan ağlamaya çalışacaksın, iyice gereceksin benim sinirlerimi, sonra ya ben katil olucam ya ben deli çıkıcam, sana yine bir şey olmayacak Güzi.


14-Aşkım Kilo mu Almışım Ben?


Muhi, bu bir tuzak ve kurtulmak için çok fazla vaktin yok dostum. Güzi gerçekten kilo alıp almadığını sormuyor, sakın yeme düşme akıntıya kapılırsın, AKUT gelse kurtaramaz seni, açık denize kadar sürüklenirsin. Güzi zaten neyin ne olduğunun farkında, insan kendi götünün başının ebatını bilmez mi? Kot pantolonun içine girip giremediğinden dönen dolapları anlamaz mı yani? Aptal olma Muhi. İlgi çekmeye çalışıyor, ona yarım saat kadar ne denli güzel olduğunu süslü cümlelerle anlatmanı istiyor. Cinselliğe kaymadan bedenini övmeni istiyor ki, öss'de o kadar zorlanmamışsındır. Net bir yanıt verme,kesinlikle. "Saçmalama hayatım ne kilosu" desen, yalan söylemekle suçlayacak, sürekli ısrar ederek mevzuyu sürdürecek. "Aldın ama verirsin canım sen her halinle güzelsin" gibi manevralara hiç girme, "aldın" dedikten sonra cepten yüzük çıkarıp evlenme teklifi etsen boş. Bittin. 1 hafta telefon meşgule düşecek, mesaj atınca,
"Git o zmn o zyf kzlara msj at sen" şeklinde yanıtlar alacaksın. Ömründen ömür gidecek. Tavsiyem, en şirin gülümsemeni takın, "hanimiş benim güzel sevgilim" gibisinden laflar ederek, sırnaş. Hayattaki tutunacak tek dalın bu senin.


15-Tuvalet Aynasından Çekilen Foto

İnan gözüm arkadaki derz arası pisliklerinden, zevksiz marleylerden, şofben borusundan falan başka bir şey görmüyor Güzide. Geriye doğru çıkardığın kalçalar, yine uzatılmış dudaklar, daracık badin falan hepsi boşa gitmiş. Hep beraber oturduk, sizin kombiye bakıyoruz. Ailecek acaba haftada kaç kez yıkanıyorsunuz diye düşünüyoruz, diş macunu markanızı okumaya çalışıyoruz falan. Bir de o cep telefonunu elinle döndürerek çekmişsin ya o fotoğrafı, ona da bittik. Bari zamanlayıcıyı açıp bir yere koysaydın. Boyun fıtığı olacaksın. Facebook için değişiklik olmuş aslında ama, hepsi aynı açıdan çekilmiş bir sürü surat ve bel üstü foton vardı,  mekan olarak da evdeki kanepeden daha güzel bir ambiyans sunamıyordun. Banyo gördük, bi ferahladık gibi mi sanki. Bilemedim.

15 Nisan 2012 Pazar

Aşkım, Mango'ya Gidelim mi?





Hemcinslerimden tiskiniyorum.


1-Makyaj Hilesiyle Adam Kandırmak


Bak sinirden coşuyorum ve henüz başlıktayız. Konuya girdikçe neler olacak düşünmek bile istemiyorum.Fenalıklar basıyor.Seven adam tiskinmez,yeri gelir çapaklı gözüne dudak atar, fakat senin adama fondöten yedirmeye ne hakkın var? Hadi fondöteni de itiraz etmeden yedi,ilerleyen günlerde yanında uyandığında seni tanımayıp çığlık çığlığa kendisinin ırzına geçmekle suçlarsa? O zaman ne yapmayı planlıyorsun güzel kardeşim? Tansiyonum düşer gibi oldu biraz bak.




2-Osuruktan Soğuk Algınlığı Kapmak


Erkeklerin koruma kollama, güçlü görünme güdülerini parmaklamak için bu kadar da hilekar olmaya gerek yok be canım benim. Durduğun yerde dur o da yeter. Açık pencereden gelen hafif bir bahar meltemiyle ürperip hemen garsonları bir uyduruk şal için seferber etmeler, otobüste cam kapansın diye infial yaratmalar ,kendi kendine sarılıp adamın gözünün içine ceketini versin diye bakmalar falan. Ne yapıyorsun kuzum? Hele o numaradan öksürmek hiç yakışmadı sana. Muhittinin Çetinkaya'dan kredi kartına 5 taksit aldığı ceketi giyeceksin diye bunca maymunluk...


3-Aşkım Mango'ya Girelim Mi?


Nice koç yiğitler yere serildi şu Mango aşkından, Zara aşkından. Bershka sevdasından. Ben orada partnerini beklerken ağzı açık uyuyan adam bile gördüm. Hayatımda, karaya vurmuş İspermeçet balinasından sorna gördüğüm en acıklı şeydi. Adam zorla geliyor işte oraya, anla şunu bacım. Denediğin kıyafetlerden de bir halt anlamıyor, hepsine otomatiğe takmış "ÇOK YAKIŞTI NEFİS DURDU" diyor. Anlamıyor musun? Hem nasıl desin, "Bu etek seni göletinden ayrılmış huzursuz bir hipopotam gibi gösterdi aşk pastam" diye. Sen yine Melis'le, Burcu'yla falan git Mango'na. Sen, pantolonun içindeki kalçalarını seyrederken Muhittin de gitsin arkadaşlarıyla iki el PES atsın. Adamı ziyan etme ortalık yerde.  Tamam mı kızım? Tamam mı annesinin tatlısı?


4-Yedi Dakikalık Sevimli Bebek Videosu


Sonra da ilişkimiz rutine bindi gidiyor. Muhittin iyice babama benzedi. Adam ne yapsın, ne yapsın adam? Bebek sepeti gibi dolanıyorsun ortalıkta, kontrolsüz hormonlarınla. Daha 25 değilsin kafanda çocuk yapma planların.Muhittin korkuyor, elini tutsa hamile kalacaksın sanki. O turşu yeyip surat buruşturan, pat pat düşen, kendi osuruğundan ürken "başkasının" bebeklerini izleye izleye - ki çoğu da sevimli değil şimdi- kendi vaktinden yiyorsun sevgili yavrum, haberin yok. Tek kaş bebek var, gözümle gördüm. Otobüste " azcık tut" diyerek kucağıma verdiler. Sen neredesin! Vakti gelince doğurursun, "kendi" yavrunu, verirsin eline hıyar turşusunu karpuz kabuğunu, o kendini ömürlük rezil ederken beyinle izler izler histen hisse yuvarlanırsınız. Ne diyeyim ben daha. "Yumurta kıramıyon, bebek diye dolanıyon." diyor Muhittin içinden sana, dedirtme kızım, dedirtme annem.


5-2 Saat Süren Hazırlık


Heh bu da neyin nazıdır anlamam. Beni böyle böyle delirttiniz siz. Kafayı ben bu şekil sıyırdım. Ben de yapmayı denedim, beceremedim, o an bana bir sinir geldi. Adamı Burger King önü abazanı gibi oralarda ağaç edince değerin mi artıyor Güzide? Kar marjın mı yükseliyor? Yoksa ilk günlerin harareti geçip de, kafası hafiften serinlemeye başlayınca, beklediği zamanlar boyu sana inceden küfür mü ediyor bu Muhittin? Hele ki aylardan Ocak, yerler kar falansa. O adamın da bir mabadı var ve donuyor Güzide. Senin hiç mabadın üşüdü mü? He ayrıca, kıyafetleri üstüne giyip denemeden, nasıl duracağını bilmeyecek kadar salak olduğunu da, her ortamda belli etme. İlerde CV'nde hoş durmaz.


6-Tek Kötü Huyum Herkesi Kendim Gibi İyi Niyetli Sanmak


Daha ne kötü huylar var sende Güzide, punduna getirdin mi çatır çatır dedikodunun dibine vuruyor hoplatıp gümletiyorsun. Görmedik mi? Kimse bakmazken sokaklarda pantolon altından donunu düzeltiyorsun. Sen var ya burnunu karıştırıp masa altına bile sürüyorsundur, neyin iyi niyeti. Başka kötü huyun olmadığına kim karar verdi? Bence Muhittin seni her aradığında, telefonu suratına kapatmak için bir bahane bulmanı da kötü bir huy olarak görebilir. Ya da saçlarını ucundan iki milim kestirdiğini fark etmediği zamanlarda, tüm haftasonunu burnundan fitil fitil getirmen de pek hoşuna gitmiyor bence. Ne bileyim, tam şeyedemedim de şimdi.


7-Erkekler Hep Peşimde, Ama Ben İstemiyorum


Hadi canım. Hadi oradan. O rimeli de benim için sürdün öyle, kirpiklerin ok ok eyledin. O dekolteyi giymekteki tek maksadın da, kadın özgürlüğünün simgesi olsun, hem havalar da ısındı. Sabahın 8'indeki derse gelirken, saçların maşalı, gözlerin sürmeli Güzide. İnce çorabın, eteğin falan hep yerli yerinde. Benim içinse bu hazırlık, gerçekten ihya oldum ama demin yanımızdan geçen çocuğu manidar manidar neden süzdün o zaman? Çantanda KİRPİK KIVIRICI ile dolanıyorsun güzel kızım. KİRPİK KIVIRICI. İnsan kendine olan saygısından güzel görünmek isteyebilir falan ama, kendine olan saygısı insanı çantasında kirpik kıvırıcı ile dolaşmaya itmez bence. İtmemeli. İtiyorsa ben öyle saygının ta. Neyse. Bak yine bi titreme geldi bana.


8-Ay Dönümü Kutlaması


Muhittin seninle bir aydır beraber diye, havaifişek falan attırmasını bekliyordun ama sadece " Tatlım bir ay olmuşşş :):):):)" diye kuru bir SMS atarak geçiştirdi değil mi Güzide? Oysa sen, lütfetmiştin ve bir aydır onunla beraberdin. İlişki durumu bile yaptınız, her gün adamın duvarını kalplere boğdun. Adama "BEBİŞKOM" dedin. "AŞKISI" dedin. O gitti ne yaptı. Bak görüyor musun. VEFASIZ. Boyu devrilesi ŞEREFSİZ herif. Ben böyle hayvanlık görmedim ömrümde. Bir aydır seninle olmak ne demek Güzide. havaifişek bile az gelir bence bizzat seni bir rokete oturtmalı ve sana tam pansiyon bir Jüpiter tatili ısmarlamalı. Evet, orada harika oteller var diye duydum.





8 Nisan 2012 Pazar

Skyrim

Nereye gitsem dayakla karşılaştığım bir günün daha sonuna geldik dostlarım. Gece matinesine yemekten sonra başlamayı uygun gördüm. Bunun daha rövanşı var oğlum.

Oblivion'a alışmış parmaklarım, klavye kısayollarını falan daha yeni kavradı. Bitkileri çok sevimsiz buldum, hayvanlar da çok zor ölüyor. Bir tavuğun kafasını koparmak bu kadar zor olmamalı. Kendimden tiksindim.

Elde balta, kafaya saplanmış ok, dağ bayır ayı gibi geziyorum. İnsanlar beni gördüklerine nedense hiçbir zaman sevinmiyorlar. Şehir kapılarında keserlerle, küreklerle karşılıyorlar. Tabana kuvvet kaçıyorum, aşağı mahallenin bakkalının oraya kadar kovalıyorlar.Yengeçlerden bile dayak yedim yemin ederim hayat çok zor. Kimse günümüz Türkiyesinden şikayet etmesin. Skyrim'de hayatta kalmak çok zor. Okluyorlar insanı.

Her yer dağ bayır, yürürken canım sıkılmasın diye kelebek yakalayayım dedim, kanadını kırdım çantama attım hayvan gibi. Tam bir magandayım. Çöpleri yerlere atıyorum.Milletin tarlasından patates çalıyorum. Patates bak. Patatesin acıyım. AJLIK.

At buldum bi yerlerden , bari dedim kovalayan hıyarlardan daha rahat kaçarım, iki dakka biriyle muhabbet edeyim diye attan indim, bi döndüm at yok, almış  voltasını. İnsanın atına bile arkasını dönemediği bir ortammışsın Skyrim, kaldım dımdızlak açıkta yine tabana kuvvet yürürken insan yengeçler tarafından çimdiklenerek bile can verebiliyor.

Bilsem evden çıkmazdım. oturur kazanda yemek pişirirdim. O kısmı çok zevkli bak, orta boy kalaylı bir kazanın oluyor içinde tavşan pişiriyorsun. Tavşanı da avucumdan ateş fırlatarak yakaladım. Çok çirkin şeyler peşindeyim, allah hayırlara çıkarsın.

FUS ROOOO DAHHHHH

6 Nisan 2012 Cuma

Şimdi Reklamlar

Şehir hayatının tantanasından, hava kirliliğinden ve gürültüden uzakta yepisyeni bir hayata başlamak istemez miydiniz? Şelale Park Golden City evleri tam size göre!
Merkezi ısıtmalı lüks daireler,geniş balkon ve teraslar,yüzme havuzu ve oyun alanları, fitness center!
İddia ediyoruz, evden çıkmak istemeyeceksiniz, hoş isteseniz de uzaklaşmanız epey zaman alacak, zira en yakın bakkal on kilometre uzakta! Market,hastane,sinema, tiyatro falan nerede diye sormayın, biz de bilmiyoruz. 

Tem otobana yaklaşık kırk dakika uzakta,size bir cennet vaadediyoruz. Her yere geç kalacaksınız! Nihahahah! Öğrenciler devamsızlıktan kalacak, yetişkinler işinden gücünden olacak.Kahvaltı yapmayı unutun.

Olumlu tarafından bakın,çok çılgın komşularınız olacak! İnsanların gerçek yüzleriyle tanışıp onlardan tiksineceksiniz. Tonton komşunuz Niyazi amcanın, site yöneticisi olabilmek uğruna nasıl çamurlaştığına bizzat şahit olacaksınız.

"Çocuğunuz evde iki tur düz koşu yaptı, köpek azıcık havladı, çamaşırlardan balkona su damladı, kapıyı sert kapattınız,çivi çaktınız, odayı süpürdünüz, yüksek sesle aksırdınız." konulu pek çok kavganın öznesi olacaksınız!

Küçük oğlunuz  Ahmet Emirkan Çakırbaş (Ahmet dedesinin ismi) site bahçesinde güvenle oynayarak büyüyecek fakat yakınlarda anaokulu falan yok, o yüzden mümkünse evde kendiniz eğitin evladınızı. Erkin Koray o işten epey randıman almış diyorlar.

Şelale Park Golden City evleri, ahlaki düzenin çürümüşlüğüne de dur diyor! yok efendim kucak kucağa yatıp film izlemeler, çocuğu erkenden yatırıp günah gecesi yapmalar... Şelale Park Golden City'deki muhteşem yuvanıza dönmek için, iş çıkışı trafikte harcadığınız takribi 2 saat 17 dakika sonrasında ne sizin ne de eşinizin parmak kıpırdatacak hali kalmayacak. İddialıyız. Telef olacaksınız! (Bu aynı zamanda etkili bir gebelikten korunma yöntemidir.)

Şelale Park Golden City kollarını açtı, sizleri bekliyor. Paranızla rezil olmanın en güzel, en şahane,en ileriye dönük hali. İçine bolca klor boca edilmiş havuz bile var! 

Şelale Park Golden City evleri... Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...

2 Nisan 2012 Pazartesi

Mertcan ve Buse


Yakasını göbeğine kadar açtığı gömleğiyle, elindeki son model pahalı telefonuyla, gömlekten görünen üç adet göğüs kılı ve bronz ötesi teniyle kendinden oldukça emindi Mertcan. Baba parası yiyenler derneğinin onur kurulu üyesi olabilirdi bu haliyle. Delikanlı bir şahsiyet olduğuna yürekten inanmış, ve bütün çevresini de bu konuya inandırmıştı. Bir yerde buluştuklarında yaptıkları ilk iş arabalarının anahlarlarını ve pahalı telefonlarını masaya küt diye çarpmak olan bir arkadaş grupları vardı. Ensesi kalın babaların, işe yaramaz oğullarıydı onlar. Bahar aylarında omuzlarına Polo kazaklarını zarifçe bırakıyor, havalar soğuyunca uzun pardesü giyiyorlar fakat kunduradan yaz-kış vazgeçmiyorlardı. Kafaları hiç çalışmıyordu fakat farkında değillerdi. 
Mertcan'da bunlardan biriydi işte. Konuşmaya başlar başlamaz iddiacı bir ses tonu ve tavır takındığında, babası okumayacağını anlamış, onu senesi 22 milyar olan, hayırsever bir iş adamının kurduğu vakıf üniversitesinin en uzun isimli bölümüne yerleştirmişti.
Mertcan, "Uluslararası Finans Bazlı Ekonomi,Avrupa Birliği Simsarlığı, İç pazar Uzmanlığı Haraciye Tasarımı Gümrük Ateşeliği" bölümünde 2. sınıf öğrencisiydi. Tam olarak ne eğitimi aldığını kendisi dahil, bölümdeki hiç kimse bilmiyordu.Bir önemi de yoktu gerçi, sınıf arkadaşlarının alayı, isterlerse okul öncesi öğretmenliği okusunlar, babalarının işini devralacaklardı, sağdan soldan Hamdullah beyin oğlu da okumamış, it olmuş denmesin diye katlanıyorlardı işte simsarlık mimsarlık.
Mertcan'ın ayrılıp barışmaktan ne kadar süredir beraber olduğunu bilmediği bir de sevgilisi vardı. Buse de aynı üniversitenin şimdi burada adını yazamayacağım bir başka bölümünde okuyordu. Saçları platin sarısıydı, yaptığı makyajdan anası babası bile kızın suratı aslında nasıl unutmuştu ama Buse doğallığı savunuyor, kendisi ve kankası Ecemsu hariç tüm kızlara ağzına geleni sallıyordu. Mertcan asabi bir insandı. Buse'ye sinirlendiğinde hötten zötten geri durmuyordu, kolunu vuracakmış gibi kaldırıp geriyor, "bak zor duruyorum" tavrı takınıp damarlarını şişiriyordu.
Buse numaradan ağlıyor, anaokulunda ronta çıkıp, sevimli orman hayvanlarından rakun'u canlandıracakmış gibi yaptığı makyajı akıyor, hassas kalbi paramparça oluyordu.
Haftada ortalama iki kez ilişki durumu yapıp kaldırmaktan Facebook hesapları, şakşakçı arkadaşları ve psikolojileri yalama olmuştu. Her defasında, yepyeni ve tertemiz bir başlangıçla ilgili özdeyişler, birbirlerinin duvarlarına sulu aşk şarkıları yolluyorlardı. 

İlişkileri ve hayatları böyle sonsuz bir döngü içindeydi.
Onları en iyi anlatacak objelerle yazımı görsel olarak destekledim. İyi günler diliyorum aziz romalılar.

1 Nisan 2012 Pazar

Top Oynadık, Acıktık

İnsan çocukken süzme salak oluyor dostlarım. Hatırlasanıza bir, altınıza sıçmanız ertesi gün unutulacak kadar önemsiz bir olaydı o zamanlar. Çocuktur, sıçar der geçerdi büyüklerimiz. Lafa karıştığımızda dinlenmez, canımız sıkıldığında " Sıkı can iyidir kolay çıkmaz" diye yanıtlanırdık. O yılları anımsadığımda darlanıyorum.
Pazar akşamları parliament sinema kulübünün şarkısı çalmaya başladığı zaman tüylerim diken diken olurdu. Yatma saatinin geldiğini, yarın erken kalkıp beslenme çantası ve çiş kokan okuluma gideceğimi, hayat bilgisiydi türkçeydi, tenefüste birbirinin saçını çekmeydi derken akşamı edeceğimi hatırlıyordum.
Şirinler yayınlanırken tek göz açık,ağzıma tıkılan tereyağlı reçelli ekmeği yemeye, midemi mahveden şekerli kaynar sütü içmeye çalışırdım. Okuldan dönünce, uyku saatine kadar halıda oyun oynamak vardı bir de. Dur hele barbie ile ken'i bir güzel öpüştüreyim, iki legoyu birbirine takayım, şu resmi taşırmadan güzelce boyayayım aklıma fikrime can suyu olsun derken, akşam olurdu.
her ne kadar hatırlamak istemesem de, ara sıra aklıma gelir bu kara yıllar. Bilinçsiz bir şekilde halının arasından geçen dizi dizi karıncaları izlediğim zamanlar. Saçlarımın annem tarafından ben istemesem de, tepeden fıskiye şeklinde tutturulduğu dönemler. alaturka tuvalet kullanmayı bilmediğim için beyaz külotlu çorabıma boydan boya işemiştim mesela, korkunçtu. Şimdi yapsam ailem dahil pek çok yakınım bir süre benden tiksinir, ama o zaman mevzunun şamatası 12 saatten az sürdü. Çocuktur işer.
Sesim de incecikti, cıyır cıyır. Allahtan sonradan, duyulduğunda beyindeki acı eşiğini aşmayacak bir desibele ulaştı.
Sanırım sekiz yaşındayken, odunluğun kapağını üzerinde zıplarken kırmış ve haşşırt diye yarı belime kadar oraya sıkışmıştım. Dayım ya da annem tam hatırlamıyorum, biri gelip beni çekerek oradan çıkarmıştı, uzun uzun ağladığımı ve popomun kenarlarının hafif morardığını hayal meyal anımsar gibiyim.
Küçükken sinir bozucu bir çocuktum. Mızıkçıydım mızmızdım huysuzdum. Benim istediğim oyun oynanmazsa çeker eve giderdim. Ben herkesin oyuncakları ile oynayayım lakin kimse benim bir şeyimi ellemesin isterdim. Sürekli evcilik, öğretmencilik falan gibi durgun, oturularak ve enerji harcamadan oynanan oyunları tercih ederdim. HELE HELE HELE diye kovalamaca oynamaktan zerre haz etmezdim. Aslında düşününce mantıklıymış, HELE HELE HELE diye kaçıyorsun, bir kaç salak HELELELELE diye kovalıyor, sonra zaten yakalanıyorsun, hop onlar kaçıyor bu sefer sen kovalıyorsun falan. Sonsuz bir döngü. Sonsuz bir döngü içine girmek istememişim, o zamanlar rahatıma son derece düşkün bir insan prototipiymişim resmen.
İki sandalyeyi karşılıklı koyup üzerine bahtaniye örterek altında terden sucuk gibi ıslanana kadar oturmak mesela, en sevdiğim aktivitelerden biriydi. Genelde oturduğum için, tombili bir çocuktum. Göbeğim önden, popom arkadan elbisemin, okul önlüğümün eteğini havalandırırdı. Yanaklarım akraba pençeleri tarafından mıncıklanmaya müsait, kollarım da annemin cimciriklerinin uğraş noktasıydı. Çocuk severleri zevk esiri haline getiriyordum resmen. Sonra büyüdüm, kalabalık dağıldı.
Sözlerime burada son verirkene belirtmek isterim, canım anam, bana vitamin olsun, kemiklerim uzasın diye içirdiğin ballı kaynar sütler var ya, işte leş gibiydi onlar. Midemin anasını belliyorlardı. Onlar olmadan da etlenirdim ben. Onlar olmadan da gürbüzlenirdim. Öptüm.