20 Mart 2012 Salı

Keten Takım Elbise'nin Gücü



otobüste tespit yaparken vücudumdaki tüm suyu kaybedip öleceğim bir gün. Bu gün de bir karadenizli arkadaşın yanına oturuverdim. Kendisinin keten takımı vardı. Beyaz üstüne mavi çizgileriyle göz dolduruyordu. Takımını kahverengi bir çantayla kombinlemişti, son derece entelektüel bir tavırla aktüel dergisi okuyordu.
Yanına iliştim, Rayban gözlüğü koltuktaydı, popomla ezmeyeyim diye ucundan tutup kendisine uzattım, teşekkür ederek aldı sağ olsun.
koltuğuma alışmaya çalışırken, müthiş bir parfüm kokusu gelmeye başladı kendisinden.
Buram buram, tatlı bir koku. Arkadaş parfümü sıkmamış, adeta içmiş, kendini parfümde bekletmiş, marine etmiş. Her kıpırdadığında burnuma çarpan kadınsı parfüm kokusuyla beni sarhoş etti doğrusu dostlarım.

Sonra kendisinin pırtlantalı küpesi dikkatimi çekti. Keten takımıyla müthiş görünüyor olduğunu sanıyordu sanırım, karadenizli mavisi gözleriyle burnunun üstünden sağa sola attığı delici bakışları gözden kaçmadı.
Nasıl anlatsam bilmiyorum ama elimden geleni yapacağım sakalını anlatmak için. Saçı ve sakalı ince bir kıldan yol ile birleştiren bir model var, belli bir kesimde epey popüler. İncelmiş ve uzamış bir favori olarak düşünebiliriz bu kıldan yolu.
Tarifsiz bir insandı işte, bakın anlatamıyorum.

Yol boyu telefonla konuştuğu için şu an kendisini epey yakından tanıyorum. Bir arkadaşına, " çok güzel şarabım var, evde mi takılsak" dedi mesela, bol bol kapalı e ile konuştu, akabinde birini aradı ve lazca uzun uzun şakalaştı fakat bana esas şoku son telefon görüşmesi ile yaşattı.
İş görüşmesi olduğu belli olan bir aramaydı, tonlamalar buyrunlar efendimler havada uçuşuyordu. 
"iki endonezyalı bir de makedon maria var ama maria bugün izinli isterseniz ben yapayım masajınızı burcu hanım" dedi,  ben şoku atlatamadan telefonu kapatıp, kibarlıktan kırıla döküle fakat hala kapalı e harfleriyle,
"çok pardon izin verirseniz geçebilir miyim çok özür dilerim" dedi.

otobüste insan izleyip izlemiyormuş gibi yapayım derken şaşı kalacağım. iyakşamlar cümleten.

17 Mart 2012 Cumartesi

Toplu Taşıma Sevgisi

ayaklarım,beynimden komut almaksızın beni Aksaray adlı güzide semtimize ulaştırdığında, büyük bir salaklık yaptığımı anlamıştım. Tramvaya atlayıp, üç durak ileride konfor vaat eden topraklara değil de, neden Tekirdağ il sınırındaki, muhteşem site içinde, 3 dönüm bahçesi olan yuvaya dönmeyi tercih ettim, ben de bilmiyorum. Ayaklarıma sormak lazım. Laleli'den bir gazla kaptırıp, Aksaray'a kadar, aklımın bir an bile sorgulamasına izin vermeden lapadak lupadak beni götürenler, onlar çünkü.
39 numara,pembe botlu.

Durağa vardığım an,yaptığım hatanın farkına vardım dostlarım, ama artık çok geçti. Durakta bekleyen irili ufaklı çirkin insanlarla tek tek bakıştık.Aksaray böyle bir semt, çirkin insanlar, daha da çirkin başka insanlar,hepten eğri büğrüler.Zavallı Michelangelo Aksaray'a kazara uğrasa, estetik kavramını yitirir, Mozart gelse, senfonilerinde zurna kullanmak için gereksiz bir ısrara kalkışır falan, ya da hassas bünyesi yediği tavuk döneri sindiremez ve oracıkta iç kanama geçirerek aramızdan ayrılır.

Otobüs bekleyen bir Rusya göçmeni hanımefendi ile göz göze geldik. O ayazda kapri pantolon giymişti, beyaz tombul bacağı bir karış kadar çıplaktı, fakat ayaklarını önemsiyor olmalıydı ki, kaprisini bir çift sivri burun-sivri topuk çizme ile kombinlemişti. Hakkaten büyük rezillik söz konusuydu yani.

İleride gördüğüm her otobüsü, bineceğim otobüs zannedip heyecanlanarak orada yaklaşık 35 dakika vücudumu yaldır yaldır ayazla güzelce marine ettim. Sonra ufukta kurtarma gemisi gibi, tüm ihtişamıyla göründü bizim hattın otobüsü. İçimi kaplayan sevinç dalgasını bıraktım, coşkuyla gülümsesin.

Otobüs iyice yaklaştı, sağdan soldan arkadan ve önden bir sürü insan, besili bir antilop görmüş aslanlar gibi otobüsün kapısına doğru savruldular. Oysa bu kimseleri bizim orada sokakta,kafede falan görseniz, hepsi elitlikten ölecekler. Bizim oralarda elitlik = Çatalda su lekesi var diye garson azarlamak.

Savrulan kapıya üç kişi aynı anda ayak atınca bir sıkışma yaşandı tabii, ama otobüsün derinliklerinde de durum açıkçası pek parlak değildi. Çift katlı koca otobüs, ağzına kadar doluydu. Üst kata çıkan merdivende bile, civciv gibi bakan kafalar sıralanmıştı. İnsanı eve dönme kararından, ölesiye pişman eden bir görüntüydü dostlarım. Sanırsınız ki, yük gemisiyle, konteyner içinde havasızlıktan boğula öle, amerikaya kaçak işçi olarak gidiyoruz.

Bir de akbil bastım, 3 lira 50 kuruşluk. Şaka gibi ama değil. Çok sevimsiz.

Otobüsün koridorunda bir adam ve bir kızın kalçası arasında kendime yaşam boşluğu oluşturdum. İki saat orada kah güldüm, kah sövdüm. Yer yer ayak değiştirdim, ilerleyen yaşlarımda bel fıtığına sebep olacak çok cici bir bel ağrısı başladı, daha Bayrampaşa civarında. 

Biz bu haldeyken, sevgili şoförümüz ve bıyıkları, Mozart'ın senfonilerinde kullanmakta ısrar edeceği zurna ve eşlikçisi davul ile çalınan müthiş oyun havaları dinlediler.